Lala Paşa Camii 800 metrekareyi aşkın ibadet alanı ile Kayseri’nin büyük camilerinden biridir. İnşa tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla beraber Selçuklu döneminde yapılan bir 13. yüzyıl eseri olduğu anlaşılmaktadır.

Lala Paşa Camii veya Lale Camii olarak bilinmektedir. Tipik bir Selçuklu dönemi eseridir. Kiçikapı Meydanı'nın hemen güneyinde, Kayseri lisesinin güney doğusunda bulunmaktadır. İnşa tarihi hakkında kesin ve aydınlatıcı bir bilgi yoktur.

Halk arasında Lale Camii olarak bilimekle beraber, tarihi kayıtlarda "Lala Muhlisiddin Camii" olarak geçmektedir. Ahmed Nazif Efendi, Mirat-ı Kayseriyye (Kayseri’nin aynası) adlı eserinde bir ismini de Lala Muhlisiddin Paşa Camii olarak zikretmiştir. Cami inşa tarzı olarak tipik bir Selçuklu dönemi eseri olup, 13. yüzyıl eseri olduğu düşünülmektedir.

Ahmed Nazif Efendi, camiin 1239 (M. 1823) ve 1273 (M 1856) tarihlerinde bir ölçüde tamir edildiğini, hayli vakıf gelirinin bulunduğunu, bitişiğinde bir sıbyan mektebi ve bir çeşmesinin bulunduğunu belirtmektedir. Çeşme bugü hala ayakta olup, sıbyan mektebi ise yok olmuştur.

Mimari

Lala (Lale) Camii kesme taşlardan inşa edilmiş kalın duvarlı, kemerli, tonozlu bir yapıdır. Dıştan dışa 32X33,50 metre ölçülerindeki kare planlı bina, enine beş sıra teşkil eden, altı bölümlü tonoz sistemiyle örtülmüştür. Kemerleri yirmi sekiz adet kare planlı ayak taşır. Camiin kıble duvarı oldukça kalın 190 cm, diğer duvarları ise normal kalınlıktadır 110 cm. Caminin üç giriş kapısı vardır. Esas kapı güney-doğuda binaya bitişik türbenin yanında bulunmaktadır. İkinci kapı kubbe sahnının ekseni içerisinde, üçüncüsü ise batı duvarına açılmıştır. Orta sahnın tonozları yan sahınların tonozlarından daha yüksektir. Batıda yüksek ve güneyde alçak pencerelerle ibadet alanı aydınlanmaktadır. Caminin güneydoğusunda camiye eklenen bir türbe mevcuttur.

Mihrap önü orta kubbeye kadar aynı istikamette yüksek beşik tonozludur. Üstten kare kaideli, sekizgen pahlı ve onikigen piramit bir külahla kapatılmıştır. Burada dört küçük pencere bulunmaktadır. Caminin kıblesinde alt seviyede dört penceresi vardır. Batı duvarında biri kapı üzerinde düz lentolu, diğerleri basık kemerli altı pencere bulunmaktadır. Doğusunda dört pencere yer alan caminin kuzeyi de pencerelidir.

İç mekan örtüsünü sağlayan tonozlar mihrap önü dışında tamamen kıbleye paralel yerleştirilmiştir. Tonozları taşıyan kemerlerin yan üçgenlerinde çift gözlü küçük pencereler dikkati çeker. Caminin ortasında; Selçuklu tarzındaki bir aydınlık fenerinin sonradan inşa edilen "L" kesitli dört ayak üstüne oturan kubbe ile örtülü bir kısım vardır. Bu kubbeye 1925'lerde mahalleli tarafından su sızıntısını önlemek için yumuşak yontu taşlardan köşeli kaplama yapılmıştır. Tonozlu olan mihrap önünün üstünde önceden bir minber minare var iken, daha sonraki bir restorasyonda sanki burada bir kubbe varmış gibi bir külahlı kümbet haline getirilmiştir.

Caminin mihrabı yuvarlak kemerli bir niş halindedir, üst kısmı sekiz köşe, aşağısı ise beşgendir. Üzerinde hiç bir süsleme unsuru bulunmayan bu mihrabın bina ile hiç de alakası yoktur. Ancak, minber pek nefis bir ahşap işçiliğini sergiler niteliktedir. Kündekarî tarzında geçme ve kakma usulüyle yapılmış olan bu minber, maalesef delik deşik edilerek tahrip olmuştur. Minberin üzerinde süslü kufî hat ile Âyet'el-Kürsi ve bazı dualar yazılıdır.

Kıble yönünden ikinci sıradaki tonozun sağdan ikinci kemeri üzerinde "Burada Fahr-i Risâletmeâb Efendimizin bir meclise ruhaniye riyaset buyurdukları mütevatiren mervidir" yazılıdır. ("Burada, Hz. Peygamber (S.A.V)'in bir manevi meclise başkanlık ettikleri naklen rivayet edilmiştir" ibaresi sülüs hatla işlenmiştir.)

Selçuklu devletinin son dönemlerinden kalma bir eser olarak 750 yılı aşan yaşına rağmen hala dimdik ayakta duran Hacı Kılıç Camii, taçkapısı ve mihrabındaki süslemelerle Kayseri'deki tarihi eserler arasında özgün bir yere sahiptir.

Kayseri şehir merkezinde ve İstasyon Caddesi üzerindeki Hacı Kılıç Camii, Selçuklu döneminin önemli eserlerinden biridir. Kayseri'nin sahip olduğu dini yapılar arasında önemli bir yeri bulunan Hacı Kılıç Camii; Selçuklu devletinin son dönemlerinde 647 (M. 1249} tarihinde Ebu'l-Kâsım bin Ali Tûsî tarafından yaptırılmıştır.
 
 Mimari
 
 Hacı Kılıç Camii, yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Cami ve medreseyi meydana getiren yapı, kıble istikametinde 52X37 m ölçülerinde, kalın taş duvarlarla çevrilmiş dikdörtgen bir plana sahiptir. Güney cephede üstte kemerli üç pencere vardır. Ortada dışa doğru kadar çıkıntılı mihrap bolümü bariz bir şekilde görülmektedir. Medresenin kuzey batı köşesinde kare, camiin güney doğu köşesinde silindirik biçimde yapılmış köşe kuleleri vardır. Külliyenin doğu cephesinde camiye ait iki büyük pencere yer almaktadır. İlk pencere iki bölümdür; alt kısmı dikdörtgendir, üstte de sivri kemer içine de küçük bir pencere yerleştirilmiştir. İkinci pencerenin önüne büyük bir taş minare yapılarak kapatılmıştır, pencerenin sadece kenarı görülebilmektedir. Minarenin hemen yanında Kayseri Mirlivası Hüseyin Bey'e ait bir mezar bulunmaktadır. Kitabesinde 953 Ramazan (M.1552) tarihi okunmakta olan bu mezar önceleri camiin önünde bulunmakta iken, buradan cadde açılması üzerine camiin minaresi bitişiğine nakledilmiş, mezar taşları da minare kaidesine yerleştirilmiştir.
 
 Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir.
 
 Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.

Hacı Kılıç Camii mihrap duvarına dik beş sivri tonozlu çatı, ve dört köşe kesitli örme ayaklara dayanmaktadırlar. Bu örme ayakları hafifçe beşik tonozlara girmiş bulunan dolgu kemerler birbirlerine bağlamaktadır. Yan sahınlardan  daha geniş olan orta sahın mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbenin içinde dikdörtgen üç küçük aydınlık penceresi bulunmaktadır. Ayaklar, kemerler ve tonozlar perdahlı sıva ile örtülmüşlerdir.
 
 Hacı Kılıç Camii'nde mihrap kıble duvarındaki üç sıra yassı profilli sivri kemerin altına yerleştirilmiştir İnce taş işçiliği ile gayet nefis bir tarzda işlenen bu mihrabın dış pervazını; kenarda kenarı silmeli daha dar bir bordur takip eder içteki ince bordur ise içeriye doğru iyice eğiktir. Mukarnaslı mihrap nişini üstte kalkık kemerli, rumi desenli bir rölyef kabartma çevrelemektedir Bunun da dışında; köşelerde birbirine düğümlerle geçen üç şerit halinde yassı profil bulunmaktadır.
 
 Mihrap nişi, üç cepheli küçük nişlerle övülmüştür. Ve etrafı baklava dilimli kafeslerle tanzim edilmiştir. Kenardaki sutunçelerin gövdesi yine geometrik kompozisyonlarla tezyin edilmiştir ve başlıkları küçük mukarnaslarla süslüdür. Kemer aynasında iki adet kabartma gül bulunan bu mihrap, söz konusu bütün özellikleriyle taçkapılardan sonra Hacı Kılıç Külliyesi'nin çok kıymetli bir bölümünü meydana getirmektedir.

Üst kısımları tahrip olmuş bulunan her iki taçkapı külliyenin yakın zamanlarda yapılan restorasyonunda oldukça iyi bir tamir görmüştür. Bu kapıların ana şemaları birbirine benzer; desenlerde ise bir kısım farklılıklar görülür.
 
 Dikdörtgen formundaki ana planda dış pervaz; geniş bir bordürden meydana gelirken dışında daha dar, içinde de ince su ile geometrik geçmeli kompozisyonlarla süslüdür. Daha İçte kabartma motifli sivri kemer yer alır; içte rumi, dışta geometrik motifli iki bordürden oluşur.
 
 Girişteki mukarnaslı nişin altında celi sülüsle yazılmış bir kuşakta Tevbe Suresi'nin 18. ayeti yer almaktadır:
 
 "Allah'ın mescidierini ancak Allah'a ve Âhiret gününe imân eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imâr eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır." âyet-i kelimesi yazılıdır.

Cami girişinde bu yazı; beyaz mermer üzerine yazılmışken, medrese kapısında taş üzerine işlenmiştir. Giriş kapısı basık kemerlidir. Sağ ve solda mukarnaslı nişli mihrabiyeler yer alır. Taçkapı dış pervazında yukarıya kadar uzanan sütunlar ve içte; giriş kapısının iki yanındaki küçük sütunlar da geometrik karakterde değişik desenlerle süslenmiştir. Yalnızca medrese kapısının dış pervazında mukarnaslı bordur dolaşmaktadır. Bu kapının üst kısmındaki kitabede celi sülüsle Arapça olarak iki satır halinde yazılan metnin tercümesi şöyledir:
 
 "Bu mübarek medresenin yapılmasını Keyhüsrev'in oglu yüce sultan, din ve dünyanın şerefi, fetihler sahibi, Keykâvus devrinde 647 (1243) senesinde zayıf kul Tûs'lu Ali oğlu Ebu'l-Kâsım eliyle emretti."

 
 
Kurşunlu Camii,  Mimar Sinan tarafından Kayseri'de inşa edilen iki camiden biridir. Caminin bir Kayserili olan Mimar Sinan tarafından inşa edilmesi yapıya farklı bir anlam katmaktadır.

Kurşunlu Camii, klasik dönem Osmanlı mimarisinin Kayseri’deki özgün eserlerinden biridir. 16. yüzyıl mimari karakterini taşıyan tek kubbeli, tek minareli, son cemaat mahalli çift revaklı bir camidir. Kubbesinin kurşunla kaplı olmasından dolayı halk arasında 'Kurşunlu Cami” olarak bilinir.
 
 Caminin banisi, Rumeli, Şam ve Karaman Beylerbeyi Kızıl Ahmedli Hacı Ahmed Paşadır. Doğancı Ahmed Paşa olarak da tanınır. Kayıtlarda "Hacı Ahmed Paşa Camii" şeklinde geçen Kurşunlu Cami’nin onun tarafından yaptırıldığı, giriş kapısı üzerindeki iki satırlık dört mısra halinde yazılmış kitabeden anlaşılmaktadır.
 
"Şehr-İ Zilhicce'de urmuşsun ânın bünyâdın
Dilerim haşre değin sahibine ola dua
Oldu mamür  velayet dedim ana târih
Yapalı Kayseri'de camiin Ahmed Pâşâ"
 
Son satırdaki kelimeler ebced hesabıyla H.994 (M.1585) olarak camiin inşa tarihini belirtmektedir. Bu tarihte Mimar Sinan 97 yaşındadır. Fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun hassa mimarbaşılığına devam etmektedir. Onun bu tarihlerde İstanbul’dan çok uzakta, Kayseri’de Kurşunlu Camii gibi bir eseri bizzat yapıp yapmadığı hakkında bazı farklı görüşler vardır.

Ana kubbenin ortasında "Halim" 1360 (M.1941) imzalı celi sülüsle yazılmış bir göbek yazısı vardır. Bu yazı Cuma suresinin 9. ayetidir ve siyah zemine oksit sarıyla yazılmıştır.  Türkçe anlamı şudur:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağnldığı(nız) zaman, Allah'ı anmağa koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır."

Kubbe göbeğinden eteklere doğru on iki dilime ayrılmış olarak inen dendanlar aşağıda diğer dendanlarla karşılanır. Rumi ve hatayilerin kullanıldığı bu zarif kompozisyonlar lacivert-mavi, koyu kırmızı, beyaz, yeşil renklerde boyanmıştır. Bütün motiflerin tahrir rengi ise siyahtır. Camide ana kubbeden başka nakışlı kısım bulunmamaktadır.

Caminin son cemaat mahalli beş adet küçük kubbe ile örtülmüştür. Ortadaki daha küçük çaplı ve yüksekçedir. Bu kubbeleri altı mermer sütun üzerinde sivri kemerler taşımaktadır. Sütun başlıkları baklava dilimli olan bu mekânda orta kubbe hariç diğerleri aynı desenlerle süslüdür. Son cemaat mahallinin bundan sonrası da yirmi dört sütunundan sonrası da yirmi dört sütunun taşıdığı meyilli çatıyla örtülü kısımdır ve bu sistem 16. yüzyılda oldukça yaygın oarak kullanılmıştır.

Meyilli revaklı bölümden avluya bir kaç basamakla inilir. Avlu içerisinde giriş kapısı ekseninde kubbeli, sekiz sütunlu bir de şadırvan vardır. Bunun da iç kubbesi kalem işi nakışlarla süslenmiştir.

 

Yerel geleneğin dışında abidevi bir çini mihraba sahip olan Gülük Camii, bu özelliği ile Kayseri eserleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.

Gülük Camii, Kayseri ili Melikgazi ilçesi Gülük Mahallesi’nde yer alır. Danişmentliler döneminde yaptırılan Gülük külliyesi, cami medrese ve onların hemen yanında yer alan ve günümüzde bulunmayan hamamdan oluşmaktadır.

Külliyenin veya caminin inşa tarihini ve banisini belirten bir kitabesi yoktur. Yapı üzerinde bulunan iki kitabeden daha eski olanı kuzeydoğu cephede yer alan ve sonradan eklenen taçkapı üzerindedir. Bu kitabeye göre yapılar 1211 yılında Sultan Mehmet Melik Gazi’nin yeğeni olan Yağıbasan Mahmut kızı Atsız Elti Hatun tarafından onartılmıştır.

Taçkapı üzerindeki bu kitabe üç satırdan ibaret olup, Selçuklu sülüsü ile yazılan kitabesinin Türkçesi şöyledir:

"Bu binayı Keyhüsrev'in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi, Müminlerin Emiri’nin ortağı, büyük Sultan Keykavus'un hakimiyeti zamanında, Allah'ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağıbasan oğlu Mahmud'un kızı Atsuz Elti Hatun 607(1210) yılında onartmıştır."

1334 tarihinde meydana gelen deprem sonucu zarar gören yapı, ikinci defa 1335 yılında Alemuddin oğlu Külek tarafından onartılmıştır. Onarım ile beraber cami için düzenlenen vakfiyesinde birçok arazi giderlerini karşılamak amacıyla camiye vakfedilmiştir.

Bu vakıfnamede medreseden bahsedilmemektedir. Bunun muhtemel sebebi, deprem ile yıkılmış olan medresenin onartılmayarak bir bölümü ile cami harimi içine dahil edilmiş olabileceğidir. Bu durumda medrese 1335 yılından sonra bir daha kullanılmamıştır. Ancak 1970’li yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarında cami içinde sondaj çalışmaları ve araştırmalar yapılarak toprak altında kalan bölümler ortaya çıkartılmıştır. Bu şekilde medresenin varlığı anlaşılabilmiştir.

Mimari

Eser tümü ile 34X25,5 metre ölçülerinde enine dikdörtgen bir alanı kaplamaktadır. Caminin ince yönü blok taşlarla inşa edilmiş olup; değişik onarımların izleri oldukça belirgindir.

Binanın güney cephe duvarında iki alt ve üç üst penceresi bulunmaktadır. Bu pencerelerden bir alt ve üst cami bölümüne diğerleri ise medrese bölümüne aittir. Batı cephesinde yer alan alt pencere ise iki katlı medresenin üst odalarına aittir. Doğu cephe duvarı ise zeminde 2,5 metre yükseklikte dört adet dikdörtgen pencere vardır.

Caminin kuzey cephe duvarı ise caminin ve medresenin ön cephe duvarıdır. Bu cephede, kuzey doğusunda bulunan ve Atsuz Elti Hatun tarafından yaptırılan Taçkapı, ondan sağa (batıya) doğru 11 metre uzaklıkta cami kapısı ve cami kapısından yaklaşık 8 metre uzaklıkta ise medresenin giriş kapısı bulunmaktadır.

 

Cami kapısının kemeri, dokuz ince yonu taşından meydana gelmiş olup; hemen üzerinde bir rozet ve 1335 tarihli onarıma ait kitabe bulunmaktadır. Cami kapısının kemerindeki üzengi taşları profillidir.

Cami girişinde aynı zamanda mihrap aksının bulunduğu ve kuzey-güney doğrultusundaki derinliği 22.66 m., genişliği ise 5.56 ile 5.80 m. arasında değişen bir sahına rastlanmaktadır. Bu sahın güneyinde mihrap, kuzeyinde kapı, doğu ve batı yönlerinde ise ayaklar ve kemerlerle sınırlandırılan orta sahın durumundadır.

Caminin giriş bölümü 45,54 m. genişliğinde, 3,73 m. derinliğinde olup, bu bölümün döşemesi cami döşemesinden 58 cm. yüksekliktedir. Bu bölümün üstü mihrap doğrultusunda dik olarak uzanan çift merkezli beşik tonoz örtmektedir.

Caminin avlu mekanı doğu ve batı yönlerinde değişik açıklıktaki üç kemer ve dörder ayakla sınırlandırılmış olup, üstü yine giriş bölümünde olduğu gibi çift merkezli beşik tonoz ile örtülüdür. Bu tonozun orta kısmında 3,80 x 5,80 m. ölçüsünde dikdörtgen bir açıklık vardır. İlk hali Selçuklu mimarisinde görülen ve cami ortasında bir açıklık(ışıklık) olduğu tespit edilmiştir. Bu açıklık sonradan doğu ve batı yönlerine yapılan ek kemerlerle kareye dönüştürülmüş ve buraya 3,60 m. çapında bir kubbe yapılmıştır.

Caminin mihrabının bulunduğu bölüm 5,50X5,56 metre ölçüsünde kare mekandır. Doğu, batı ve kuzey yönleri kemer ve ayaklarla sınırlandırılmış olup güney duvarında kubbe eteğine kadar yükselen çini mihrap bulunur. Mihrap üstü kubbesi güney duvar ile doğu, batı ve kuzey yönlerindeki kemerlerin aralarında yer alan trompvari şekilde tuğladan inşa edilmiş üçgen nişlere oturmaktadır.

Bu bölümün kıble duvarında bulunan mozaik çini mihrap, anıtsal boyutlara ulaşmış ölçüleri ve dekoratif görünüşü ile bütün mekâna hakim bir unsur olarak belirmektedir. Kubbe eteğine kadar çıkarak 7,32 m yüksekliğe ulaşan 4,20 m. genişliğindeki bu muhteşem mihrap sağ tarafında bulunan 90 cm. enindeki minbere yer açmak amacıyla 30 cm. kadar sol tarafa yanaştırılarak akstan kaydırılmıştır. Mimari süslemede çiniyi yer yer kullanmış olmakla birlikte, daha ziyade mahalli bir malzeme olan taşı benimsemiş bulunan Kayseri'de mahalli geleneğin dışına çıkılarak ortaya konmuş böylesine muhteşem bir eserin varlığı, mozaik çini mihrapların bir gelenek halinde inşa edildiği Konya ile bir bağlantı kurmak suretiyle açıklanabilir. Yapım tarihi ve ustası kesin olarak bilinmeyen bu mihrap sanat tarihi araştırıcıları tarafından 13. yüzyılın ikinci yansına veya sonlarına tarihlendirilmektedir.

Taçkapı

Atsuz Elti Hatun tarafından yaptırılan onarımda kuzey cephe ile doğu cephe duvarlarının bitiştiği köşe 45 derecelik pahla kesilmiş ve meydana gelen yüze 4,09 m. genişliğinde, 6,76 m. yüksekliğinde bir taçkapı inşa edilmiştir.

Taçkapının en dışında 18 cm. genişliğinde düz bordür vardır. Taçkapıyı çepeçevre kuşatan ve bunun iç kısmında yer alan 24 cm. genişlikte, 6 cm. derinlikteki iç bükey bordürün içi birbirini takip eden üç köşeli yarım yıldızlarla süslenmiştir. Bunun iç kısmında yüzeyi geometrik geçmeli bir örgü motifi ile dekore edilmiş 23,5 cm. genişliğindeki bordur vardır.

Bu motifte 2 cm. genişliğindeki taş şeritlerin muhtelif yönlere uzantılarından sekizgen, beşgen gibi çeşitli geometrik şekiller meydana gelmiş ve bu şekiller de yüzeyden 1 cm. kadar kazılarak ışık-gölge kontrastı temin edilmiştir. Bu bordürün iç tarafında eşik kotundan 2,50 m'ye kadar yükselen ve giriş nişinin her iki yanında yer alan silindirik sütunçeler bulunmaktadır. Bu sütunçeler yarım daire şeklinde sütun başlıkları ile son bulmaktadır.

 

13. yüzyılda Selçuklular döneminde inşa edilen yapının ilk yapılışında "cami" değil "han" olduğu düşüncesi ağır basmaktadır. Bu görüş, mimari planın Selçuklu han planları ile daha çok örtüşmesinden doğmuştur. Han Camii, kubbesiz fakat altı pencereli orta tonozun hakim olduğu iç mimarisiyle dikkat çeker.

Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, 13. yüzyılda Selçuklular döneminde inşa edilmiştir. Uzun yıllardan beri bir cami olarak kullanılmakla beraber tipik bir Selçuklu hanı olduğu uzmanların görüşüne göre ağır basmaktadır.  Kitabesi bulunmamaktadır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda da kesin bilgi yoktur.Cami ile ilgili kayıtlar 1856 ve 1896 yıllarında geçirdiği onarımlarla ilgilidir.
 
 Mimari
 
 Cami,genişliği 29,5 metre, uzunluğu 38,9 metre olan dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuştur. Kıble tarafında dört ayak üstünde birbirlerinden kemerlerle ayrılan, üstleri tonozlu, önü açık revaklar şeklinde beş gözlü bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan ortadaki tonoz diğerlerinden daha geniş ve yüksektir.
 
 Caminin iç mekanı; kenarları masif kalın duvarlar ve ortada beş büyük kemerli bölümden oluşur. Burasını enine dört, boyuna altı sıra halinde yirmi dört adet ayak taşır. Orta sahın kıbleye dikey olarak kademeli tonozlarla yapılmışken, iki yandaki bölmeler kıbleye paralel biçimde yedişer hücreli olarak yerleştirilmiştir.
Orta tonoz kubbesiz fakat altı pencerelidir. Caminin kıblesindeki dört ve yanlardaki ikişer pencere sonradan açılmıştır. Binanın içi ve dışı iyi yontulmuş çok iri kesme taşlarla kaplıdır. Caminin doğu ve batısında birer kapı olduğu gibi, kıblesinde orta sahına denk gelen yerde de bir kapı vardır. Burası sonradan mihrab yapılmıştır. Caminin arka kısmında ahşaptan yapılmış oldukça eski bir mahfel caminin enine uzanmaktadır.
 
 Mihrap
 
 Han Camii'nin mihrabı, yukarıda da belirtildiği gibi; orta sahında bulunan kıble kapısı kapatılarak yapılmıştır.
 
 Bugün siyah kesme taştan yapılmış olduğunu mihrabın nişi Barok tarzı basit bir mukarnasla işlenmiştir. Üzerindeki büyükçe bir mermer levhada celi sülüsle 1373 (M.1953) tarihiyle mihrab ayeti yazılıdır.  Buna göre camiye 1950'lerde bir tamir yapılmış ve mukarnaslı mihrap da bu sıralarda konulmuş olabilir. Mihrabın işçiliğinin basitliği bu kanıyı destekler niteliktedir.

Minber
 
 Osmanlı döneminde yapılmış olduğu belli olan minber kesme taştan inşa edilmiştir. Giriş kapısı düz olup, on basamaklı bir merdivenle daha az bir meyille yükselir. Şerefesi, zarif dört ayak üzerine kuruludur ve kemercikleri sivridir. Altıgen külah önce prizmatik yükselir, altıgen bilezikten sonra iki kademeli ve konik olarak sivrilir. Alemi üç küplü ve hilallidir. Minberin altındaki mihraba geçit veren kapısı da güzel bir sivri kemerle işlenmiştir. Süpürgelikler de sivri kemerlerle süslüdür.
 
 Minare
 
 Caminin yapıldığı devre ait bir minaresi yoktur. Yakın zamanlarda kuzey batı cephesinde binaya bitişik olarak kesme taş bir minare yapılmış ve buna çıkış için de cami içinden bir merdiven inşa edilmiştir. Çokgen gövdeli minarenin şerefeden sonrası yıkıldığında uzun yıllar öylece kalmış, yakın zamanlarda kısa külah yapılarak bu eksiklik giderilmeye çalışılmıştır.
 
 Han Camii’nin ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.

Alaeddin Keykubad'ın hanımı Mahperi Hatun, 1238 tarihinde yaptırmıştır. Kayseri’nin Selçuklularından günümüze gelen en büyük camiidir. Oturum alanı 2.203 metrekaredir. Caminin Batı cephesindeki ana giriş kapısı şaheser bir arabesk süsle donatılmıştır. Bunun üzerine de, '' Al1ah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, gereği üzere namaz kılan, zekat veren, Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder, onarır. işte hidayet üzere bulunanlardan oldukları umulanlar bunlardır.'' Mealindeki Ayet-i Kerime yazılıdır. Kitabesinde ise şöyle denilmektedir : ''Bu mübarek mescidin yapılmasını, Fetihler babası, dünya ve dinin yardımı ve emanı, Keykubad'ın oğlu, Keyhüsrev zamanında, yüksek mertebe sahibi zahide, saliha, dünya ve dini safvetti, hayırların öncüsü, büyük valide emretmiştir.

    Allah onun yüceliğinin gölgesini daim ve iktidarını kat kat eylesin. Bu yapı altıyüzotuzbeş yılında şevval ayında inşaa edilmiştir.” Cami’nin üç kapısı vardır. Bunlar, kuzey, batı ve doğuya açılmaktadır.

   Ana kapı batıdadır. Bu kapının girişte sol tarafında, caminin kuzey ucunda, Mahperi Hatun'un türbesi bulunmaktadır.

    Selçuklu döneminde ''Huvand” ünvanı Selçuklu Saray ailesine özel bir ünvan olarak verilmektedir. Mahperi Hatun da bu ünvanı kullandığı için Cami Huvane'dan türkçeleşerek ''Hunat Camii'' olarak adlandırılmıştır, Tarihi değeri çok yüksek mihrabi ve minberi vardır. Kırksekiz büyük ayaklarla beslenen kemerler üzerine oturtulan tavan tonoz şeklindedir. Ortadaki kubbesi daha sonra yapılmıştır. Minaresi ise 2. Abdulhamid döneminde inşa edilmiştir. Caminin arka bölümü Selçuklular döneminde yazlık olarak kullanılmaktaydı. Daha sonra tamamı kapatılarak bugünkü hale getirilmiştir.

 
 
KAYSERİ’DE İLK ESERLERDEN: CAMİİ KEBİR
Kayseri’de kitabesi bulunan ilk Türk eserinin Hastane caddesindeki Hasbek Kadı Kümbeti / Mesut Gülzâr Şehitliği (M.1184/M.1185) olduğu kabul ediliyor ama Camii Kebir’in ondan çok daha eski bir yapı olduğunda sanat tarihçileri hem fikirdirler. Çünkü, Camii Kebir’i Melik Mehmet Gazi’nin yaptırdığı biliniyor. Melik Mehmet Gazi, M.1134-1143 yılları arasında Kayseri’yi Danişmentli Beyliğine başşehir yapınca Ulu Camii yaptırmış. (Bu camiye önceleri Sultan Camii denirken, sonra Ulu Camii ve Camii Kebir denmeye başlanmıştır.) Bu camiin Melik Mehmet Gazi’nin hükümdarlık dönemi içerisinde (M.1134-1143) yapıldığı zannediliyor. Durum böyle olunca Kayseri’deki ilk Türk eserlerinden biri olarak kabul etmek doğru olur. Melik Mehmet Gazi’nin vefat etmeden önce Kayseri Kalesi’nin surlarını da tamir ettirdiğini biliyoruz.
Camiin kıble tarafında bir de medrese varmış. Melik Mehmet Gazi’nin türbesi medresenin hücrelerinden birisinde imiş. Zamanla medrese yıkılmış ve Melik Mehmet Gazi’nin yattığı o tek hücre ayakta kalmış.
M. 1205/1206 yılında ise Camii Kebir’i Selçuklu Hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, o devrin emirlerinden olan Yağıbasanoğlu Muzaffereddin Mahmut tamir ettirmiş. Camiin kuzeye bakan duvarında sülüs yazı ile bu durumu anlatan bir kitabe vardır. Yağıbasanoğlu Muzaffeddin Mahmut’un kızı Atsız Elti Hatun da 1211 yılında yine Danişmentli eserlerinden olan Gülük Camiini tamir ettirmişti. Bu durumu anlatan bir kitabe de bu camide mevcuttur. Kayseri’de o dönemde bir büyük deprem olduğunu ve Danişmentli eserlerinin birçoğunun yıkıldığını veya tahrip olduğunu, Selçukluların da bunları tamir ettirdikleri anlaşılıyor. Bu yüzden yapılışlarındaki kitabeler günümüze ulaşmamıştır ama tamir kitabeleri mevcuttur.
18. yüzyılın başlarında Kayseri’de bir büyük deprem daha olunca Camii Kebir, büyük hasar görmüş ve M. 1722-1723 yılında bu kez Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından camii tekrar imar ettirilmiştir.
MİNBERİ, MİHRABI VE ROMAN SÜTUNLARI
Camii dikdörtgen planlı ve 42 kemer ayağına dayandırılmış. İki kubbesi var. Çatısı ahşap ve taş kaplamalı. Minaresi ise Selçuklu tarzı olarak tuğladan yapılmıştır ki bölgemizdeki tek örnektir. Ahşap olan minberi tamir görmüş olmasına rağmen mükemmel bir yapıdır. Hunat Camiinin minberi  gibi dönemin ahşap sanatında yakaladığı ihtişamı yansıtır.  Mihrabı ise sonradan yapılmış. Gülük Camiinin mihrabından esinlenerek devrin özelliklerini yansıtması amacıyla mermerden yeniden inşa edilmiş. Camiin bir özelliği de, içerisinde  Roma veya Bizans döneminden kalma sütunların bulunmasıdır. Bu sütunlar buraya nasıl, ne zaman ve nereden getirildi, hiçbir bilgiye sahip değiliz. Acaba, ilk kez inşa edilirken burada bir kilise vardı da onun sütunları mıydı bunlar, hiçbir kayıt elimizde yoktur.

 

samsun escort istanbul escort sirinevler escort umraniye escort mecidiyekoy escort avcilar escort

escort iptv server İstanbul Escort Mersin Escort Eskişehir Escort Mersin Escort Bursa escort mtgrl ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort istanbul escort kurtkoy escort escort izmir Adana Escort Firmalari Adana Escort Firmalari gaziantepeskici.com izmir escort jet film izle Ankara Escort Bayanlar Bodrum Escort izmir escort ankara escort escort ankara ankara escort bayan film izle film izle film izle Bursa Escort uluslararası evden eve nakliyat paykasa bozdurmaAntalya Escortnice türkiyeporn mobil porno tecavuz izlebuca escort
film izle Bft Türkiye instagram takipçi hilesi chip satın al beylikdüzü escort sex izle porno izle
chip satın alchip satın alescort bayan